fiziksel şiddet

Negatif kalıp örneği; fiziksel şiddet…
Atalardan gelen bir kalıp ve bir eğitim yöntemi olarak fiziksel şiddetin doğal görülmesini ele alalım ve bir kedi örneği üzerinden konuyu inceleyelim.
Hep sevgiyle büyütülen bir kedi, herhangi bir şekilde fiziksel şiddeti hayal bile edemez. Rahat ve bağımsız olur. Hep sevileceğini düşünerek hareket eder.
Ancak, küçükken şiddeti deneyimleyen bir kedi tedirgindir, insanlardan çekinir. Yiyecek istemek için insanların yanına fazla yaklaşmaya çekinir. Diğer kedinin aksine, ani bir harekette ilk olarak sevgi değil, şiddet görebileceğini düşünür.
Oysa, ilk şiddet deneyimini yaşayana kadar, kedi sadece sevgi odaklı ve özgürdür. Her istediğini elde edebileceğinin özgüveni ile hareket etmektedir. Hayat enerjisi ve neşesi yüksektir. Hem kendisine hem etrafına karşı güven duygusu geliştirir. Bu özgüvenle zaman içinde gerçekten de isteklerini elde eder ve bu onun doğalı olur.
Yaklaştığı insanlar onu besler ve severler.

İnsanların da doğal olarak istediği, ruhen ve fiziken sevilmek ve beslenmektir.”
İnsan da böyledir. Doğal olarak istediği, ruhen ve fiziken sevilmek ve beslenmektir. İçine doğduğu ailede saygı ve sevgi görürse, bu onun doğalı olur. Her zaman saygı ve sevgi göreceğini düşünür ve böyle de olur.
Ancak, şiddet gördüyse, şiddet onun için doğaldır. İçinde bulunduğu ortamı, kötü bile olsa normalleştirmek, insanın var olabilmesi için gerekli ve yaşamsaldır. Zira, insanın yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamak için, yeterince güçleninceye kadar her türlü şiddete razı olması gerekir ve daha fazla acı çekmemek için bu şiddeti normalleştirmek zorundadır.
Aksi halde, var olamaz; böylece, onu besleyene, onu hayatta tuttuğu için sağlıksız bir bağla bağlanır. Yaşama tutunmak için ruhundan ödün vermek zorundadır ve bundan dolayı Allah’a kırgındır. Onu yeterince korumadığı için Allah’tan uzaklaşır.
Peki neden atalardan birinin başlattığı fiziksel şiddet, bir gelenek ve kalıp olarak soyda devam eder?

Kişi yaşadığını yaşatma eğilimindedir.
Çünkü, yaşadığımız kötü şeyleri normalleştirmez isek, bu kötü şeylerle yüzleşmek zorunda kalırız.
Yüzleşmek, zor bir süreçtir. Hem kendimizi hem karşımızdakini anlamayı gerektirir. Bu anlayış seviyesine gelene kadar, egomuz bizi yüzleşmekten korur. Ego, bilinçli zihindir. Kendini her türlü kötüye ikna edebilir.
“Annem beni dövdü ama ben çok yaramazdım, benim suçumdu.”
Dayağı kendi suçu olarak kabul etmez ise, annesinin sevgisini sorgulaması gerekecektir. Hiçbir yeterince olgunlaşmamış ruh, bu yüzleşmeye girmek istemez. Buralar zor yerlerdir. “Anneler çocuklarını sever. Annedir hem döver hem sever.” gibi kalıpları tercih eder. Böylece, sorun kalmamıştır. Hayatını yaşamaya devam edebilir.
Ancak, ne yazık ki, hayat haksızlığı kabul etmez…
- Bir çocuğun annesinin dayaklarını olumlamak için, kendini suçlu olduğuna ikna etmesi haksızlıktır.
- Annesine kızamadığı için Allah’a kızması haksızlıktır.
- Diğer insanlarla fazladan mesafeli olduğu için fırsatlar kaçırması haksızlıktır.
- Yaydığı frekanstan dolayı, hayatı boyunca şiddet eğilimli insanları kendisine çekmesi haksızlıktır.
- Tekrar eden bu döngülerin içine girmesi haksızlıktır.
İşte, kişi yeterince büyüdüğü ve yüzleşecek seviyeye geldiğinde, Allah’ın yarattığı sistem devreye girer. Kişiye, kendisinde bulunan bu kalıbı fark edene kadar, olaylar ve insanlar vesilesiyle ipuçları verilir. Ve bir gün, sormaya başlarız. Neden hep benzer insanlar ve olaylar beni buluyor? İşte o gün uyanmaya başladığımız gündür. Bilinçli zihnimiz uyanmış ve burada bir gariplik olduğunu fark etmiştir. Tabi uyanmak yetmez. Her hangi bir negatif kalıbın bizdeki varlığını fark ettiğimizde, bundan özgürleşmek için de yollar aramaya başlarız. Eninde sonunda bu yolu bulur ve özgürleşiriz.
Negatif duygu ve inanç kalıplarından özgürleşmek…
Negatif duygu ve inanç kalıplarından özgürleşmek; kendimize yani yaratıldığımız ilk halimize yaklaşmak demektir.
Kendini bilen bir insan, kendi yaratımındaki muhteşemliği idrak etmeye ve bir Yaratıcı’nın varlığını daha yoğun hissetmeye başlar.
Tam tersine, negatif inanç ve duygu kalıpları çoğaldıkça; hayatı yaşamak zorlaşır ve kişi kendisinden ve varlığından uzaklaşır. Negatif kalıpları diğer insanlara göre daha çok olan insan, diğer insanlardan da uzaklaşır ve yalnız kalmaya, yalnız hissetmeye başlar. Topluma faydalı olmak gibi konuları düşünecek, uğraşacak hali olmaz. Ancak kendi mutsuzluğu ve zor giden hayatı ile uğraşmaktadır. Bu durum, Allah’a sitem ve isyana kadar gidebilir.
Günümüzde, çoğu insan Allah’tan ve birbirinden uzaklaşmış, derin bir yalnızlık duygusu içinde uğraşmaktadır.
Hz. İbrahim’in atalarının putlarını kırmasının hem gerçek hem de sembolik anlamı vardır. Allah ile aramıza giren putları; soyut, somut ya da sembolik olsun farketmez, kırmak gerekir. Negatif duygu ve inanç kalıpları da, Allah ile aramıza giren ve kaderimize kabul vermemizi zorlaştıran, bize zarar veren ve işimize yaramayan unsurlardır. Bizi Allah’tan ve bizi kendimizden uzaklaştırırlar. Bizi Allah’tan ve kendimizden uzaklaştıran her türlü yargı ve davranış biçimi, başka bir deyişle; Allah’ın sonsuz sevgi ve merhametinin yerine koyduğumuz her şey, anne sevgisi dahi olsa, “put”tur.
Hiçbir şey, bizim ruhumuzdan değerli değildir…
Kalbimizin kırıldığı her anda, ruhumuzun bir parçasını bırakırız. Yeterince bilinçlenip büyüdüğümüzde; geride bıraktığımız, bize ait olan, varlığımızın, ruhumuzun parçalarını geri almak, kendimize karşı en asli görevimizdir. Dünyaya geldiğimizde nasıl bir ve bütün olarak geldiysek, aynı bir ve bütünlükte, bir bebek saflığında ve aynı hayat enerjisinde öbür dünyaya doğmaya da hakkımız vardır.
Varlığımızı, ruhumuzu, özümüzü hissetmek ve hissettirmek dileğiyle.
Şefkat ve merhamet yoluyla olsun…
Füsun Gençer
Aile ve İlişki Danışmanı, Yaşam Koçu, Regresyon Uzmanı
