Gerçeğin Bilgisi

Bilginin ve bilgisizliğin sorumluluğu

Cahillik, bilmemek değil; bildiği bilgiye saplanıp kalmış olmak demektir.

Günümüz dünyasında, ruhsal ve psikolojik dengemizi sağlayabilmek ve koruyabilmek gerçekten zorlaşmaya başladı. Bir yanda savaşlar, bir yanda komplo teorileri, diğer tarafta çevresel olaylar, ekonomi, sağlık ve tarım alanında yaşananlar ve bunların nasıl olduğunu anlamak ve yine de dengede kalabilmek için, yaşadığımız bu olayları hakikat penceresinden bakarak anlamlandırmak gerekir.

Artık günümüzde savaşlar, biyolojik, kimyasal ve bilgi üzerinden olduğu için, bilgi ayrıca önemli hale gelmiştir.

Bilgi güçtür ve bazı bilgiler savaşlarda kullanılır.

O yüzden, istihbarat teşkilatlarına her ülke özel bir önem verir. Zira, küçük bir bilgi ile savaş kazanılabilir ya da kaybedilebilir.

Bu, her türlü mücadele için böyledir. İç dünyamızdaki mücadelede de, toplumsal konularda da, küçük bir bilgi bizi çok ileriye taşıyabilir. Doğada ya da savaşta hayat kurtarabilir.

Ama, gereksiz bilgiyi yük etmek de doğru değildir. Geçerliliğini yitiren ya da artık işimize yaramayan bilgiyi bırakmayı bilmek de önemlidir. Ancak, hangi bilginin gerekli, hangi bilginin gereksiz olduğunu ayırabilmek de, günümüz dünyasında bize güç verecek olan bir farkındalıkla olur.

Bilmenin sorumluluğu vardır ve bu sorumluluğu almak insan olmanın gereğidir. Zira, bilmemenin de sorumluluğu vardır ve bilginin sorumluluğundan daha ağırdır.

Bilmemek, bizi bilginin sorumluluğundan kurtarmaz. Komplo teorileri dahi olsa; bir kere bilip; olabilir mi? neden olsun? ve neden olmasın? gibi sorularla düşünüp, sonra korkuyu bırakarak kendi yolumuza devam etmek, yapabileceğimiz bir şey varsa yapmak, yapamıyorsak da kendi yolumuzda kararlı olmak gerekir.

Son ana kadar, güzel bir hayatı yaşamaya devam etmeliyiz. Ama bildiğimiz, herkes için önemli olan toplumsal olaylara ilişkin bilgileri de, topluma uygun bir şekilde paylaşmanın, insan olmanın gereği ve insani bir etik konusu olduğunu bilmeliyiz. Tabi ki toplum, kendi ulaşabileceğimiz topluluklarla sınırlıdır. Bireylerin ulaşabildikleri kişilerle, gerçek ve önemli bilgileri paylaşma sorumluluğu vardır. Zaten haber ajansları da, toplumsal bilgi paylaşımı için kurulmuştur. Topluma ait bilgilerin, ait olduğu toplumla paylaşılması, toplum olmanın bir gereğidir.

Bilgiyi paylaşma sorumluluğu da yerine getirildikten sonra; yani her konuda olduğu gibi üzerimize düşeni yaptıktan sonra, hayatın iyi yönlerine odaklanmak ve her zaman sevgiyi seçmek, toplumsal bilgiler korkutucu olsa dahi, korkuya takılıp kalmamak ve böylece dengemizi koruyarak mutlu olmak mümkün olabilir.

Yani, savaşta bile olsak, etrafta gerçekten bire bir çatır çatır savaş yaşanıyor bile olsa, mutlu olmayı ve sevgiyi seçmek zorundayız. Çünkü, sevgiyi seçmeyen hayatta kalamaz. Sevgi, bu kadar önemlidir. Yaşamsaldır.

Sevgi; hayat ışığımız, Allah’ın nuru ve Allah tarafından içimize üflenen nefestir.

Ancak, nefes aldığımızda dahi pis bir koku gelse, nefes almayı bırakır; nefesimizi tutarız. Yaşamsal bile olsa, nefesin dahi temiz ve huzur verenini içine çekebilir insan.

Öyleyse, nasıl kötülük, karanlık ve korkuyu içimize çekip de hayatta kalabiliriz? Bu mümkün değildir. Bu yüzden, her zaman iyi düşünüp, iyi şeyleri hayatımıza çekmek ve onları hayatımıza almak gerekir.

Benim hayat felsefem; kötü başıma gelene kadar, iyi düşünmek ve iyiye odaklanmaktır. Ancak, kötü için de tedbir almak gerekir. Yapılabilecek en uygun şey; tedbir almak ama korkmamaktır. Korkmadan tedbirli olabilmek, günümüz dünyasında önemli ve gereklidir.

Elbette, aşırı tedbirli olmak da korkunun başka bir şeklidir. Açıkçası ben hayatımda, aşırı tedbirli olmaya çalıştığım şeylerden pek bir verim alamadım. O yüzden, herkesin kendisine bırakmakla beraber, kimseye korkuyu ve aşırı tedbiri önermiyorum.

Sevgiyi seçip, sevgiyle kalmanız dileğiyle… Hoşça kalın…

Füsun Gençer

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir