gerçek iyilik
İnsanları gruplara bölmek ve sonra bir gruba iyi davranmak gerçek iyilik midir?
Elbette değildir. Böyle yaparak, diğer gruba doğal olarak kötü davranmış oluruz. Bir grubu pozitif ayrımcılık konusu yaptığımızda, diğer grup doğal olarak negatif ayrımcılığa maruz kalmış olur ve dışlanır. Dolayısıyla, bir toplumda ne kadar bölünmüşlük varsa, o oranda tam iyiliğin gerçekleşme ihtimali azalır.
Gerçek iyilik; bölünmemektir.
Birlikte; bir arada kalabilmektir. Böylece, sadece insan olmak; insan insana kalabilmek ve insana, insanlığa saygı gösterebilmek mümkün olur.

İnsanları, soy, aile, gelir durumu, eğitim, cinsiyet, etnik, siyasi, sosyolojik, dini ve kültürel kökenine göre ayırmak, toplumu yorar ve bireyleri birbirinden ve insanlıktan uzaklaştırır.
İnsanları mesleklerine göre ayırmak da oldukça sakıncalıdır.
Her meslek çok kıymetlidir. İşin iyi yapılması dışında, hiçbir meslek, diğerinden üstün ya da ayrıcalıklı değildir. Maalesef toplum, bazı mesleklere statü, itibar ve daha fazla para verir. Böylece, bu meslekler, daha çok tercih edilir. Örneğin, cerrahlık oldukça itibarlı bir meslektir, ancak, buna karşın oldukça zordur; gerçek bir yetenek ve adanmışlık gerektirir. Böyle zor bir işi iyi yapabilmek, işini çok sevmekle mümkün olabilir. Ancak, bir toplum cerrahlığa çok fazla itibar yüklerse, gençler bu meslek uğruna yarışmaya başlar. Böylece, gerçekten bu mesleği seven; el yeteneği ve el göz beyin koordinasyonu olan gençleri bulmak zorlaşır. Oysa, mesleklere farklı toplumsal statüler verilmese, toplumda işini seven ve mutlu insanların sayısı artar.
İşini severek yapan insanlar, daha mutlu olurlar.
Mutlu bireyler, mutlu toplumları oluşturur. Zira, otobüste, bakkalda, markette, trafikte ve her türlü kamuya açık alanda sosyalleştiğimiz insanlar, toplumu oluşturan bireylerdir.
Yani, bir toplumda ayrımcılık varsa ve bir taraf pozitif ayrımcılığa maruz kalıyorsa, diğer taraf mutlaka negatif ayrımcılığa maruz kalır ve bu çark tamamlanırken, en nihayetinde, pozitif ayrımcılığa uğrayanların da pek çok yönden mağdur oldukları görülür. En basitinden, tekamül, adalet ve ilahi adalet açısından mağdur olurlar.
Sosyolojide grup homojenliği diye bir kavram vardır. Sanki tamamen homojenmiş gibi; bireyler ait oldukları grubu tümüyle iyi, karşıt grupları ise tümüyle kötü görürler. Olaylara ve durumlara bir taraf olarak bakar ve taraftar olarak yaklaşırlar. Böylece, farkında olmadan haksızlık yapmaya başlarlar. Tanıdık bir kişi için torpil yaptırmak, henüz tanımadığımız başka bir kişiye haksızlık yapmak anlamına gelir.
Dinimize göre bu durum, kul hakkına girmektir ve dinimizde kul hakkının affı yoktur.

Yani, bilmeden dahi olsa, kul hakkına giren bir insanın cennetlik olması ya da dünyada tam bir huzur bulması mümkün değildir. Dünyada yaşananlar kötülükler ve savaşlar da toplumlarda farkında olmadan yapılan haksızlıkların sonucudur. Haksızlık yapanın, haksızlık yaptığı kişiden helallik alması şarttır. Ancak, insanlar genellikle haksızlık yaptıklarının hiç farkında değillerdir ve içlerindeki huzursuzluğun bir sebebinin de bu olduğunu bilmezler.
Peki ne yapmak gerekir?
Haklıya hakkını vermek ve böylece adaletin sağlanmasına katkıda bulunmak gerekir.
Bunun için gerçekten hak, özgürlük ve adalet gibi kavramlar hakkındaki bilgilerimizi arttırmamız gerekir. Bunun için ise; gerçeğin bilgisini alabileceğimiz kaliteli kitaplar okuyarak, sürekli gelişerek ve olgunlaşarak kendimizi eğitmeliyiz. Yaşadığımız deneyimlerin bize öğrettiklerinin farkında olmalıyız.
Zira, dünyaya gelip, bir şeyin bilgisini almadan gitmek müflis olmaktır. Turist olarak bile gittiğimiz yerlerden bir şeyler öğrenerek geliriz. Bir ruh olarak, dünyaya geldiysek, dünyanın bilgisini ve bilginin sorumluluğunu almalıyız. Unutmayalım ki; bilgisizliğin sorumluluğu daha ağırdır.
Gerçeğin bilgisi, esas olarak bireysel tekamülümüz için ve bizim kendimiz için önemli ve gereklidir.
Zira, sistemde her şeyin bir alternatifi vardır.
Gerçeğin bilgisi hepimize nasip olsun…
Sevgimle.
Füsun Gençer
