İmaj?

Madde dünyasında imaj; marka giymek, marka yiyip içmekle özdeşleştirilmiştir…
Bunun anlamı nedir? Madde dünyasında para güçtür ve bir kimse çok parasının olduğunu; yani güçlü olduğunu, dış dünyaya fiziksel ve maddi özellikleri ile gösterebilir.
Günümüz dünyasında, bunun en kolay yolu ve en kısa ifade şekli, dünyada zenginlik sembolü olmuş markaları giymek, marka olan her türlü ürünü kullanmak olmuştur. Ancak, bu bir yanılsamadır.
Esas olan ve esas kıymetli olan, geliştirilmesi gereken, ruhsal imajımızdır…
Ruhsal imajımızı, enerji olarak da ifade edebiliriz. Ruhsal imajımız, biz farkında olmasak dahi, mimiklerimizden, yüzümüzdeki çizgilerden, bakışımızdan, ses tonumuz, konuşma şeklimiz, sesimizin titremesi, tonu, tonalitesi ve benzeri yollarla karşımızdaki insanın bilinçaltı tarafından deşifre edilir. Bu kaydı okumayı, insan olmanın bir özelliği olarak hepimiz doğuştan biliriz. Aslında, insanlar arasında sözsüz bir iletişim vardır. İşte bu sözsüz iletişim, bütün bu veriler üzerinden yapılır. Dolayısıyla, ruhsal imajımız ve de enerjimiz ne ise, insanlar bize ona göre yaklaşır. Her hangi bir konuda zaafımız varsa ya da bir konuda zayıf görünüyorsak, bu durum, biz farkında olmasak dahi, bu zaafı kullanabilecek potansiyeldeki insanlar tarafından hissedilir.
Daha somut örnek verelim; fiziksel olarak zayıf bir insan, dövülebilir olarak görünür. Etrafımızda, şiddet eğilimli bir kişi varsa ve bu kimseyi dövülebilir olarak gözüne kestiriyorsa, o kişiye ona göre davranır. Dövebileceğini gözüne kestiremez ise, ona göre davranır. Ancak, esas güç ruhsal taraftadır, eğer insan ruhsal imajını geliştirirse, öyle bir hale gelir ki, karşısındaki o insanın zaaflarını yakalayıp onun üzerine gidemeyeceğini anlar ve hisseder. Ruhsal güç, madde dünyasındaki gücün çok üzerindedir. Fiziksel özellikler, kişiyi zayıf, ufak tefek, boyu küçük ve benzeri şekilde gösterse dahi, kişinin ruhsal gücü yüksek ise, karşıdaki o kişiyi dövülebilir olarak hissetmez. Farkında olmadan çekinir, çekinmesi için kendisine pek çok gerekçe bulur. Hatta korkar ve en ufak bir hamle bile yapamaz. Nedenini kendisi dahi bilmez. Bunu düşünemez bile.
Bu sebepten, ruhsal imajımıza dikkat etmemiz, korumamız gerekir. Bunun için, ruhumuzu korumak, hayat yolunda travmalar, derin duygu durumları, bilinç dışında aldığımız kararlar ve eksik dileklerimiz nedeniyle geride bıraktığımız ruh parçalarımızı toplayarak; ruhumuzu doğduğumuz andaki bir ve bütün haline getirerek, bir bebek saflığında, güven ve sevgi dolu, dünyanın bilgisini hemhal etmiş halde, Yaradan’a teslim etmek kendimize karşı görevimizdir.
Ruh Allah’ın emanetidir. Biz onu korumak için niyetimizi koyalım ve sonra yine onu Allah’a emanet edelim. Yaşarken de ölürken de, sahip çıkalım. Emanetin emanetimdir…
Allah’a emanet olun. Bir bebek gibi saf, bir çocuk gibi neşeli, şen ruhlarımız olsun…
Füsun Gençer
Yaşam Koçu, Aile ve İlişki Danışmanı
