Dedikodu ile istişare arasındaki fark nedir?

Gençken yıllarca anlamaya çalıştım ama bir türlü tam olarak anlayamadım. Zira, herkes, her zaman, iş yerinde ne olduğunu anlatırken, kişilerin yaptıkları da gündem oluyordu, ya da bir sorun yaşadığımızda, bize bunu yaşatan ve belki de üzen veya haksızlık yapan insandan bahsetmedin yaşadığımız durumu nasıl anlatabilirdik? Hiç konuşmayacak, yakınlarımız ile dertleşmeyecek miydik? 🤔
Bu insani bir ihtiyaçtı ve nasıl olur da derdimizi, iş yerindeki bir sorunu, sebep olan insandan bahsetmeden anlatabilirdik?
Dedikodu, başka bir insanın özel veya kendisine ait bir durumdan başkalarına bahsetmektir. Olayın ya da durumun bize bakan bir yönü yoksa, başkalarının özelinden bahsederek vebal almış oluruz. Zira, bizi ilgilendirmez. İyi bir örnekse, aşırı övgüye kaçmadan olanı konuşabiliriz. Bunda bir sakınca yoktur ya da az vardır diyebiliriz. Çünkü, bir insan üzerine iyi zan oluşturmanın vebalinin de olabildiği senaryolar mevcuttur. Ancak, kötü bir örnekse, ben şahsen isim vermeden, olayın ders boyutunu ve beni ilgilendiren kısmını konuşmayı tercih ederim. Kendim için ürettiğim çözüm bu olmuştur yıllar içinde.
Ancak, asıl dedikodu, bir durumu ya da olayı anlatırken, alt yazı ile, yargıladığımız ve dolayısı ile kendimizin hiç yapmadığımız ve yapmayacağımız, yapamayacağımız zannıyla yargı dağıtarak, bir kişi hakkında başka bir kişi ile konuştuğumuz şeylerdir. Böyle yaparak, büyük konuşmuş oluruz ve evrene alt yazıyla “Bu nasıl yapılabilir?”, “Hiç böyle bir şey yapılır mı?” gibi soruları sormuş oluruz. Ve evettt! Evren, soruları mutlaka cevaplar. Tekamül gereği sistem bu şekilde yürür. Zira, hesap günü “Ben bilmiyordum.”, “Bilsem yapmazdım.” gibi bahanelere sığınmayalım diye, sistem bu kaideyi koymuştur.
Yani, dedikodu yaparak kaderimize yargıladığımız negatifleri çekeriz ve gelecekte bir yerlerde mutlaka, dedikodusunu yaptığımız konu üzerinden bir ders ya da sınav yaşarız. Yargıladığımız şeyleri, sesli dile getirmek yerine hem kendimiz hem de başkalarının neyi neden yaşadıklarını anlamaya yönelik empati geliştirmeliyiz.
Bu empati ve anlayışı geliştirmek adına, istişare edebilir, bilgilerimizi yargılamadan, sesli düşünmek anlamında paylaşabiliriz.
Kötü örneklerde isim vermemek faydalı olur. Ancak, kötü bir durumun mağdur olan tarafı isek ve bu duruma sebep olan, kötü olduğundan emin olduğumuz bir insanın, zaman içinde bu yönünü düzeltmiş olabileceği ihtimalini de dikkate alarak; ve yine vebal almamak adına, bize o kişi hakkında danışılmadıkça, fikir beyan etmemeyi tercih etmekte fayda vardır. Ancak, sorulduğunda ve gerektiğinde, susmak da vebal olur ve bildiğimiz en doğruyu, tam bildiğimiz kadarı ile ifade etmemiz gerekir. Uyarı ya da fikir verirken ise; “Ben bu kişiyle şöyle bir olay yaşadım…., Ancak, o kişinin şu anki durumunu ve senin kararını bilemem ve sorumluluk alamam, sorduğun için söyledim.” diyebiliriz. Elbette, birinci derece yakınlarımız; yani koruma sorumluluğumuz olan insanlar için, durum farklıdır. O vakit, kendi alanımızı koruduğumuz gibi yakınlarımızın alanını da koruma sorumluluğumuz olacaktır. Buna, sağlıklı sınır çizmek denir.
Dedikodu yaparak enerjimizi kaptırmayalım. İstişare yaparak kendimizi ve alanımızı korumak üzerine çözüm yolları bulalım.
Sevgimle.
Füsun Gençer
Aile Danışmanı
Regresyon Uzmanı
Yaşam Koçu
